Bigender Ne Demek? LGBT Kimlikleri ve Kültürel Çeşitlilik Üzerine Bir İnceleme
Kimlik, insanın hem bireysel hem de toplumsal anlamda kendini tanımlama biçimidir. Fakat bu tanımlama, her toplumda farklı biçimlerde karşımıza çıkar. İnsanlar, toplumlarının normları ve ritüelleri doğrultusunda kendilerini ifade ederken, kimliklerini de sürekli olarak yeniden inşa ederler. Ancak son yıllarda, batı dünyasında ortaya çıkan yeni kimlik tanımlamaları, toplumsal yapıları ve kültürel anlayışları sorgulatan bir fenomen haline geldi. Bunlardan biri de “bigender” kavramıdır.
Bigender, bir kişinin iki farklı cinsiyet kimliği arasında geçiş yapması ya da her iki kimliği bir arada deneyimlemesi anlamına gelir. Peki, bir kişinin kendini hem erkek hem de kadın olarak hissetmesi, ya da bazen kadın bazen erkek gibi hissetmesi, her toplumda nasıl karşılanır? Farklı kültürlerde cinsiyetin nasıl tanımlandığı, toplumların kimlikleri ve toplumsal rolleri nasıl inşa ettiği, bu kavramı anlamamıza nasıl yardımcı olabilir? Bu yazıda, bigender kimliğini antropolojik bir perspektiften inceleyecek ve bu kimlik yapısının kültürler arası çeşitliliğini keşfedeceğiz.
Cinsiyetin Kültürel İnşası ve Bigender Kimliği
Cinsiyet, genellikle biyolojik bir özellik olarak tanımlansa da, çoğu kültürde, sadece biyolojik faktörlerden ibaret değildir. Kültürler, cinsiyeti farklı biçimlerde anlamlandırır, toplumsal rolleri belirler ve bunları bireylere atfeder. Antropolojik bir bakış açısıyla, cinsiyetin kültürel inşası, insan toplumlarının toplumsal yapılarıyla doğrudan ilişkilidir.
Batı toplumlarında, tarihsel olarak erkek ve kadın cinsiyetleri arasında katı bir ayrım olmuştur. Ancak, bu ayrımın evrensel olduğunu söylemek yanıltıcı olurdu. Örneğin, Hindistan’da hijra topluluğu, kendisini erkek ve kadın arasında bir yerde konumlandıran bir kimlik biçimi olarak kabul edilir. Bu, cinsiyetin toplumsal bir kavram olduğuna dair güçlü bir örnektir. Hindistan’daki bu topluluk, çoğunlukla trans bireylerden oluşur ve cinsiyetin iki farklı kimliğini bir arada yaşama pratiği, bigender kimliğiyle paralel bir özellik gösterir.
Bigender kavramı, cinsiyetin sabit bir kategori olmadığını ve kişilerin kendilerini farklı cinsiyet kimliklerinde deneyimleyebileceğini gösterir. Bir kişi bazen kadın, bazen erkek olarak hissedebilir ya da her iki kimlik arasında geçiş yapabilir. Bu, bireyin içsel deneyimine dayalı bir kimlik anlayışıdır ve kültürel görelilik perspektifinden bakıldığında, her toplumun cinsiyet kimliklerini nasıl tanımladığı ve kabul ettiği sorgulanabilir. Bir toplumda sabit ve katı olan cinsiyet rolleri, başka bir toplumda esnek ve çok katmanlı olabilir.
Bigender ve Toplumsal Rollerin Değişkenliği
Her toplum, cinsiyetle ilgili belirli normlar ve roller geliştirmiştir. Antropolojik araştırmalar, bu rollerin kültürden kültüre büyük farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, birçok yerli Amerikalı kültürde, “Two-Spirit” kavramı, cinsiyetin sabit bir ikilik olmadığını kabul eder. “Two-Spirit” bireyleri, hem erkek hem de kadın enerjilerini taşıyan kişilerdir ve toplumda saygın bir yere sahiptir. Bigender kimliği, modern Batı dünyasında tanımlanan anlamıyla, bu geleneksel anlayışlarla benzerlikler gösterir. Hem erkek hem de kadın kimliğini deneyimlemek, bir tür kimliksel geçiş olarak görülür.
Aynı şekilde, Meksika’daki “Muxe” topluluğu da, cinsiyetin katı bir biçimde ikiye ayrılmadığını kabul eden bir topluluktur. Muxe’ler, geleneksel olarak kadın gibi giyinen, ama biyolojik olarak erkek olan bireylerden oluşur. Bu toplulukta, cinsiyetin iki kutup arasında kalmayan, esnek bir yapısı vardır. Bigender kimliği, sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda bir toplumsal kabul görme biçimi olabilir. Bu tür örnekler, kimlik inşasında kültürel çeşitliliği anlamamıza yardımcı olur.
Bigender Kimliği ve Modern Toplumlar: Bir Sosyal Yapı İnşası
Bugün, batı toplumlarında LGBT+ hareketi, cinsiyet kimliklerinin çok daha esnek ve çok boyutlu bir şekilde tanımlanmasına olanak sağlamıştır. Ancak, bu tür kimliklerin kabul edilmesi ve toplumsal yapının buna uyum sağlaması zaman almıştır. Bigender kimliği, çoğu zaman sosyal kabul açısından zorluklarla karşılaşır. Modern toplumlarda bireylerin kendilerini tanımlamaları ve toplumsal rolleri yeniden inşa etmeleri, bazen muhafazakar topluluklarda dirençle karşılaşır.
Bu bağlamda, bigender kimliği, sadece bireysel bir deneyim değildir; aynı zamanda toplumların cinsiyet normlarına ve toplumsal yapıya nasıl yaklaştığıyla doğrudan ilişkilidir. Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, son yıllarda transgender ve non-binary (ikili olmayan) kimliklerin tanınmasıyla birlikte, bigender kimliklerine sahip bireylerin de daha fazla görünürlük kazandığı bir süreç başlamıştır. Ancak, bu kimliklerin kabulü ve normalleşmesi, toplumsal cinsiyet anlayışındaki değişimleri ve toplumsal eşitlik mücadelesini zorunlu kılar.
Bigender ve Kültürel Görelilik: İnsan Kimliğinin Evrensel Çeşitliliği
Bigender kimliğini daha geniş bir perspektiften anlamaya çalışırken, kültürel göreliliği göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir. Bir toplumda iki cinsiyetin ötesinde kimlikler tanınmazken, bir diğer toplumda bu kimlikler kutsal kabul edilebilir. Bigender kimliği, toplumsal bağlamda kendi anlamını kazanır ve bu, kültürlerarası bir anlayış geliştirilmeden doğru bir şekilde anlaşılabilir.
Örneğin, Tanzanya’daki bazı yerli topluluklarda, erkekler kadın elbiseleri giymek ve kadınsı roller üstlenmek gibi davranışlarda bulunabilirler. Bu tür bir kimlik esnekliği, batılı normlarla doğrudan kıyaslanamaz, çünkü kültürel algılar farklıdır. Aynı şekilde, poligami ya da kardeş evlilikleri gibi uygulamalar, bir toplumda normal kabul edilebilirken, başka bir toplumda büyük bir tabu oluşturabilir. Bigender kimliği de aynı şekilde, kültürün kabul ettiği sınırlar içinde şekillenir ve bu, kimliksel çeşitliliğin ne kadar evrensel olabileceği konusunda derin sorular ortaya atar.
Sonuç: Kimlik, Esneklik ve Toplumsal Kabul
Bigender kimliği, cinsiyetin sadece biyolojik bir etken olmadığını, toplumsal ve kültürel bir inşa olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu kimlik, bireylerin kendilerini nasıl deneyimledikleri ve kimliklerini nasıl inşa ettikleriyle ilgilidir. Kültürel bağlamda kimlik ve cinsiyet normlarının değişkenliği, insanın çok katmanlı yapısını ve toplumsal yapıları daha iyi anlamamıza olanak tanır.
Sonuçta, bigender kimliği ve diğer cinsiyet kimlikleri, sadece bireysel tercihler değil, aynı zamanda toplumların cinsiyetle olan ilişkisini yansıtan önemli göstergelerdir. Kültürel görelilik ve kimlik kavramları ışığında, her toplumun bu kimliklere yaklaşımı farklı olabilir. Peki, sizce toplumlar bu tür kimlikleri kabul etmeye daha açık hale gelmeli mi? Ve bu kabul, insanların daha özgür bir kimlik inşası yapmalarına nasıl yardımcı olabilir?