Bir Kelimenin Peşine Düşmek: “Kuso ne demek Japonca?”
Bazı kelimeler vardır, insanın hayatına küçük bir tesadüf gibi girer ama içini sessizce büyütür. Benim için “kuso” da öyle oldu. Kayseri’nin akşamları sert esen rüzgârında, evimin penceresinden dışarı bakarken, telefon ekranında gördüğüm o yabancı kelime bir anda zihnime takıldı: “Kuso ne demek Japonca?”
O an ne aradığımı tam bilmiyordum. Sadece içimde bir boşluk vardı ve o boşluk bazen insanı anlamsızca araştırmalara sürükler. Belki de kendimi o günlerde biraz kaybolmuş hissediyordum. 25 yaşındaydım, dışarıdan bakınca her şey yolundaymış gibi duruyordu ama içimde sürekli dalgalanan bir şey vardı. Günlüklerime bile yazdığımda tam adını koyamadığım bir huzursuzluk…
Telefonu elime aldım, o kelimeyi yazdım. Basit bir arama gibi görünüyordu ama içimde tuhaf bir heyecan vardı. Sanki başka bir dünyanın kapısını aralayacakmışım gibi.
Kayseri’nin Sessiz Gecelerinde Bir Kelime
Kayseri’de gece olunca her şey biraz yavaşlar. Sokak lambaları sarı bir ışıkla yere düşer, uzaklardan bir köpek havlaması duyulur, bazen de tramvayın metalik sesi şehri ikiye böler gibi geçer.
O gece ben penceremin kenarında oturuyordum. Defterim yanımdaydı ama yazmıyordum. Yazmak istiyordum ama kelimeler içimde sıkışıp kalmıştı.
“Kuso ne demek Japonca?” sorusu aklımda dönüp duruyordu.
Sonunda öğrendim. “Kuso” Japoncada genelde “lanet”, “kahretsin” ya da daha sert bir ifadeyle “bok” anlamına gelen bir kelimeydi. Ama bu bilgi beni rahatlattı mı? Hayır. Tam tersine, içimde garip bir yankı bıraktı.
Çünkü o kelimeyi ilk gördüğüm yer bir anime sahnesiydi. Karakter sinirlenmişti, gözleri dolmuştu ve o kelimeyi bağırmıştı: “Kuso!”
O an karakterin sesi bana çok tanıdık gelmişti. Sanki ben de bazen içimden aynı şeyi söylüyordum ama sesim çıkmıyordu.
Bir Anime Sahnesinden Kayseri’ye Düşen Yankı
O günlerde bir Japon arkadaşla internet üzerinden konuşuyordum. Aslında “arkadaş” demek ne kadar doğru bilmiyorum. Zaman zaman yazıştığımız, bazen günlerce kaybolup sonra tekrar ortaya çıkan biri…
O bana Japonca kelimeler öğretiyordu, ben ona Türkçe kelimeler. Bir gün bana sinirlenince şaka yollu “kuso” yazmıştı. Ben de anlamamıştım. Sadece gülüp geçmişti.
Şimdi geriye dönüp baktığımda o anın ne kadar önemli olduğunu fark ediyorum.
Çünkü bazı kelimeler sadece anlam taşımaz, his taşır.
Ve ben “kuso”yu ilk kez bir anlamdan çok bir his olarak öğrendim.
Kayseri’de otobüs beklerken, soğuk havanın yüzüme çarptığı bir sabah, o kelimeyi tekrar düşündüm. İnsanlar yanımdan geçiyordu, kimsenin yüzüne dikkat etmiyordum ama içimde bir şey sürekli aynı yere dönüyordu.
İçimde Biriken Sessiz “Kuso”lar
Hayatımda yüksek sesle söyleyemediğim çok şey vardı. Bazen bir hayal kırıklığı, bazen yarım kalmış bir konuşma, bazen de kendime kızdığım anlar…
Hepsi içimde birikiyordu.
Ve fark ettim ki ben de kendi dilimde sürekli “kuso” diyordum aslında.
Söyleyemediğim her şeyin karşılığı gibi…
Bir gün Erciyes’e doğru çıkan yolda yürürken, kulaklığımda müzik vardı. Kar taneleri hafif hafif düşüyordu. O an içimden gerçekten yüksek sesle “Kuso…” dedim.
Kimse duymadı.
Ama ben duydum.
Ve garip bir şekilde rahatladım.
Bir Kelimenin İçindeki Hayal Kırıklığı
“Kuso ne demek Japonca?” sorusunun cevabını öğrenmek kolaydı ama asıl zor olan, o kelimenin bende uyandırdığı duyguydu.
Bazen hayat sana küçük kırılmalar verir. Büyük olaylar olmaz ama küçük küçük çatlaklar oluşur. İşte ben o dönem tam da o çatlakların içinde gibiydim.
Bir iş başvurusu reddedilmişti. Bir arkadaşım uzaklaşmıştı. Kendime verdiğim sözleri tutamamıştım.
Ve tüm bunların ortasında, yabancı bir kelime bana kendimi hatırlatmıştı.
Kayseri’de akşam eve dönerken otobüsün camından dışarı bakıyordum. Işıklar geçiyordu. İnsanlar evlerine gidiyordu. Herkesin bir yönü vardı.
Benimse içimde yönsüz bir his…
O an düşündüm: Belki de “kuso” sadece bir küfür değil, insanın içindeki kırılma anlarının sesi.
Bir Mesaj, Bir Sessizlik ve Japonya’ya Uzanan Hayal
Bir gece Japon arkadaşım tekrar yazdı. Uzun zamandır konuşmamıştık. Sadece “nasılsın?” dedi.
Ben de uzun uzun yazdım ama gönder tuşuna basmadan önce durdum.
Çünkü anlatacaklarım kelimelere sığmayacak gibiydi.
Sonunda sadece “iyim” yazdım.
Ama iyi değildim.
O gece yine “Kuso ne demek Japonca?” diye düşündüm. Çünkü artık sadece anlamını değil, neden bu kadar içimde kaldığını merak ediyordum.
Belki de yabancı bir kelimeye tutunmak, kendi içindeki karmaşayı daha az yalnız hissettiriyordu.
Kayseri’de gece sessizdi. Sadece kaloriferin hafif tıkırtısı vardı. Defterimi açtım ve uzun uzun yazdım.
“Kendimi bazen anlamıyorum. Ama bazı kelimeler beni anlıyor gibi geliyor.”
Kelimenin Ötesinde Bir Şey
Zaman geçtikçe “kuso” benim için bir kelimeden daha fazlası oldu.
Bir anlık öfke.
Bir hayal kırıklığı.
Bir iç çekiş.
Bazen bir sabah uyanıp hiçbir şey yapmak istemediğimde bile aklıma geliyordu.
Ve fark ettim ki, insan en çok kendi iç sesini başka dillerde duymayı seviyor. Çünkü kendi dilinde çok ağır geliyor bazı şeyler.
“Kuso ne demek Japonca?” diye başladığım şey, aslında kendimi anlamaya çalıştığım bir yolculuğa dönüşmüştü.
Kayseri’de Bir Sabah ve İçimdeki Sessizlik
Bir sabah erken uyandım. Güneş yeni doğuyordu. Pencereyi açtım, soğuk hava içeri doldu.
Şehir yavaş yavaş uyanıyordu.
O an içimde garip bir sakinlik vardı. Ne büyük bir mutluluk ne de derin bir üzüntü…
Sadece sessizlik.
Ama bu kez o sessizlik korkutucu değildi.
Çünkü artık içimdeki “kuso”ları tanıyordum.
Onlar kaçmam gereken şeyler değil, anlamam gereken duygulardı.
Bir Kelimeyle Başlayan İç Yolculuk
Şimdi geriye dönüp baktığımda, her şey o basit soruyla başlamış gibi geliyor: “Kuso ne demek Japonca?”
Ama aslında o soru bana Japoncayı değil, kendimi öğretti.
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, bazen bir kelime insanın içini baştan sona değiştirebiliyor.
Ve ben artık biliyorum; bazı kelimeler cevap değildir, sadece başlangıçtır.
İçinde kırgınlık da vardır, umut da. Hayal kırıklığı da vardır, yeniden başlama isteği de.
Ve ben o kelimenin içinde biraz kendimi buldum.